Cumartesi, 30 Temmuz 2016
01 / 04

Bem-Bir-Sen Darbe Teşebbüsünü Basın Açıklamasıyla kınadı

Fetö Terör Örgütü’nün Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki uzantıları tarafından gerçekleştirilen darbe teşebbüsü Bem-Bir-Sen tarafından yapılan basın açıklamasıyla şiddetle kınanarak, lanetlendi.

Ülkemizi karanlığa gömmek amacıyla düzenlenen darbe teşebbüsü tüm yurtta olduğu gibi Bağcılar’da da düzenlenen toplantılarla kınandı. Bağcılar Belediyesi bahçesinde düzenlenen basın toplantısına Bem-Bir-Sen 4 No’lu Şube Başkan Yardımcıları Cezmi Akın ve Mustafa Çıplak ile İşyeri Temsilcisi Selahattin Uyar, Şube Yönetiminden Nebiye Uyanık ve Memur - Sen Kadın Kolları Üyesi Gülhan Solak hazır bulundu. Toplantıda ilk olarak İstiklal Marşı okundu ve saygı duruşunda bulunuldu. Bem-Bir –Sen adına hazırlanan basın bülteni Bağcılar Belediyesi çalışanlarının huzurunda Cezmi Akın tarafından okundu. Bembirsen darbeye karşı

“HAYÂSIZ KALKIŞMA ÖNLENDİ”

Açıklamada ülkemizin son yıllarda sağlıktan eğitime, sanayiden kültüre, dış politikadan ulaşıma büyük gelişmeler gösterdiğinin altı çizildi. Yine Türkiye’nin dünyanın her yerindeki mazlumların umudu olduğu kaydedilirken, halkın silahlarının, düşmana karşı değil de devlet ve halka karşı kullanıldığı hatırlatıldı. Açıklamada şöyle denildi: “Kalleş kalkışmanın, ordu içinde yapılanmış Fetö/PDY mensubu teröristler tarafından sahneye konulduğu vurgulandı. Bu hayâsız kalkışmanın önüne geçilerek engellendiğinin belirtildiği açıklamada şöyle denildi:

“Bem-Bir-Sen olarak insan haysiyet, onur ve şerefine yönelik bu kalkışmayı lanetliyoruz. Milletin kaderine ve iradesine yönelen nereden gelirse gelsin her darbeyi, terörü ve kalkışmayı şiddetle kınıyoruz. Bu anlamda, her zaman sürecin takipçisi olacağımızı beyan eder, milli irade nöbetinde hazır bekleyeceğimizi tüm dünyaya duyururuz.”

03 / 04

Türkiye'de Darbe Girişimine Halk Darbesi

Darbeye Karşı Dik DuruşSaat 22.00 sıralarında İstanbul’da Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprüleri askerler tarafından trafiğe kapatıldığı haberi ile tüm ülke bir anda şoka girdi. "Darbe mi oluyor?" söylentileri sosyal medyada bir anda yayıldı. Halk haber sitelerine ve sosyal medyalarına kilitlendi. Ankara’da askeri uçak ve helikopterler alçaktan uçmaya başladığı haberleri gelmeye başlayınca şaşkınlık daha da arttı.

Genelkurmay çevresinden silah sesleri geldiği ve genelkurmay başkanının rehin aldığı haberi bir anda ülke insanını endişeye sevketti. Atatürk Havalimanı ile Sabiha Gökçen Havalimanı’nda tanklar tarafından çevrildiği ve uçuşların iptal edildiği haberleri cep telefonlarından ve sosyal medya üzerinden tüm ülkeye yayıldı.

Bir anda sokaklara çıkan halk beklemeye başladı. Durum değerlendirmesi yapanlar, kendi aralarında tartışanlar Bağcılar sokaklarını doldurdu. Herkes Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanları merak ediyordu. Başbakan Binali Yıldırım'ın televizyon kanallarındaki darbe girişimi kabul edilemez cümleleri ile tüm Bağcılar ve Bahçelievler halkı sokaklarda sloganlar atmaya başladı.

TRT'den darbe bildirisi yayınlanması bardağı taşıran son damla oldu. Sosyal medya üzerinden yapılanmaya giden halk Cumhurbaşkanını talimatıyla bir anda sokağa döküldü. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan canlı yayında; "Milletimizi meydanlara davet ediyorum. Bu gelişme silahlı kuvvetlerimizin içindeki bir azınlığın ne yazık ki kalkınma hareketidir. Ülkemizin birliği, beraberliğine yönelik bu harekete milletçe vereceğimiz cevapla bunlar bu cezayı alacaklardır. Bunun bedelini, yargı önünde çok ağır ödeyecekler." sözü ile ülke ayaklandı.

Ülke insanı demokrasiye saihp çıkma adına meydanlara indi. Tüm İstanbul'da olduğu gibi Bağcılar halkı Tavukçu Deresi üzerinden Şirinevler'e oradan da Atatürk Hava Limanına akın etmeye başladı. Saat 01:00 gibi tüm Bağcılar ve Bahçelievler camilerinden ezanların ve selaların verilmesi ile halk araçlarla, yayan akın akın yollara düştü.

Türkiye ya darbecilere boyun eğecek ya da halkın seçtiği hükümete ve Cumhurbaşkanına sahip çıkacaktı.

TSK 'nin bildiri korsan bildiri kabul etmesi, ülke insanını rahatlattı. MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin darbeye karşı dik duruşu ülkücüleri harekete geçiren en önemli unsur oldu. Ülkenin tüm şehirlerinde halk sokağa dökülmüş, askerin, tankların karşısına çıkmıştı.

Halk - polis dayanışması tüm dünyaya örnek olacak bir şekilde darbecilerin elinde olan bütün kilit noktaları geri aldı. Darbeci askerlerin karşısına çıkan 79 milyon tek yürek olarak darbecilere hakettiği cevabı vermiş oldu.

04 / 04

İstanbul Ulaşımı İçin Büyük Hamle; Haliç Tüp Geçiş Tüneli

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın 2019’da tüm ulaşım unsurları ile entegre 400 kilometreden fazla raylı sistem hedefi doğrultusunda Haliç Tüp Geçiş Tüneli, Boğaz Yaya Geçişi, Kabataş Transfer Merkezi ve 6 yeni metro hattı için yapım aşaması başlıyor.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Kadir Topbaş'ın "ustalık eserim" diye nitelendirdiği Haliç-Unkapanı Karayolu Tüneli Tüp Geçit Projesi hayata geçiriliyor. Yer tesliminden sonra 700 günde tamamlanması planlanan Haliç-Unkapanı Karayolu Tüneli yapım işinin ihale süreci Temmuz ayı içinde başlatılıyor. Proje ile 1836 yıllında inşa edilen Unkapanı Köprüsü'nün de kaldırılması planlanıyor. Unkapanı karayolu tünel geçiş projesi ile tarihi yarımada Unkapanı üzerinden Şişhane, Kasımpaşa, Karaköy güzergâhına bağlanarak kara ulaşımı tamamen su altında kurulacak bir tünel köprü ile sağlanacak. haliçe alt geçit

HALİÇ’İN ÇEVRE TEMİZLİĞİNE BÜYÜK KATKI

Deniz tabanına çakılan kazıklar üzerine kurulacak olan sualtı köprüsü deniz seviyesinin 8,5 metre altına inşa edilecek. Mevcut köprünün engellemiş olduğu su akıntısı, ulaşımın suyun altına alınmasıyla tekrar sağlanarak Haliç’in temizlenmesine önemli ölçüde katkı sağlayacak. Üç şerit geliş, üç şerit gidiş olmak üzere köprü toplam 900 metre uzunluğunda olacak.

YEŞİL ALANLAR VE PARKLAR

Proje ile birlikte Haliç kıyısındaki tarihi yapıların ön plana çıkarılması öncelikli hedef olacak ve Haliç kenarları yeniden tanzim edilerek yeni rekreasyon ve yeşil alanlar kazandırılacak. Proje yapım sürecinde çevreye ve gündelik yaşama olumsuz etkiler en aza indirgenecek. Köprü çıkış noktaları belirli mesafelerde kapalı tutulurken çevre düzenlemeleri ve peyzaj çalışmaları yapılacak. Karaköy çıkışında bulunan Perşembe Pazarı bölgesi yeniden düzenlemeye tabi tutulacak. Tarihi doku korunarak parklar, oyun ve spor alanları, yürüyüş yolları, etkinlik alanları yer alacak ve bölge sosyal yaşama açılacak.

Güneşli Mahallesine Semt Polikliniği açıldı

Güneşli Mahallesine Semt Polikliniği açıldı

İnşaatı tamamlanarak hizmete sunulan Bağcılar İlçe Sağlık Merkezi ve Mustafa...

Uyuşturucu Bağımlılarına Hizmet Hattı Açıldı

Uyuşturucu Bağımlılarına Hizmet Hattı Açıldı

Yeşilay'ın, İstanbul Kalkınma Ajansı’nın desteğiyle kuracağı "Yeşilay Danışmanlık Merkezi" (YEDAM)...

Bağcılar Güneşli'ye Havuz ve Park

Bağcılar Güneşli'ye Havuz ve Park

Nostalji Bahçeleri’ne ev sahipliği yapan Bağcılar, Güneşli Mahallesi S...

Bağcılara Otoparklı Camiler İnşa Ediliyor

Bağcılara Otoparklı Camiler İnşa Ediliyor

Bağcılar Belediyesi tarafından Yavuz Selim Mahallesi’nde inşa edilecek...

İstanbul'da Toplu Taşıma 22 Temmuz Akşamına Kadar Ücretsiz

İstanbul'da Toplu Taşıma 22 Temmuz Akşamına Kadar ...

İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi, yaşanan darbe girişiminin ortaya...

İstanbul Ulaşımı İçin Büyük Hamle; Haliç Tüp Geçiş Tüneli

İstanbul Ulaşımı İçin Büyük Hamle; Haliç Tüp Geçiş...

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın 2019’da tüm ulaşı...

TYB Erzurum Şube Başkanı İspirli’den “Çifte Bakanlık” Açıklaması

TYB Erzurum Şube Başkanı İspirli’den “Çifte Bakanl...

ERZURUM Türkiye Yazarlar Birliği Erzurum Şube Başk...

Burcu Günay'dan Annelere Tavsiyeler

Burcu Günay'dan Annelere Tavsiyeler

Burcu Günay, 5 yaşındaki oğlu Boran ve 9 aylık oğl...

Esra Erol, ATV haberin reytingini arttırdı

Esra Erol, ATV haberin reytingini arttırdı

Aylık 1 milyon 500 bin kişinin eriştiği tvarsivi.com’un, Ağustos ayı i...

Mevlana Celaleddin-i Rumi Bağcılar'da anılacak

Mevlana Celaleddin-i Rumi Bağcılar'da anılacak

Yaşadığı dönemde kişiliği, eserleri ve manevi zenginliğiyle tüm İslam ...

Aile içi şiddet ortamında büyüyen çocuklarda görülebilecek olumsuzlukları şöylece özetleyebiliriz:

I. Ya aşırı içe kapanık, ya da tam tersi; dik kafalı, haylaz, yaramaz ve saygısız tavır geliştirirler.

II. Okul başarıları düşer.

III. Hayat başarıları ve sosyal ilişkileri alabildiğine kötü etkilenir.

IV. Kişilik bozuklukları gösterebilirler. (Yetersiz kişilik, Agresif kişilik, Psikopatik kişilik gibi.)

V. Uyuşturucu, alkol ve sigara gibi kötü alışkanlıklara meyilli olurlar.

VI. Cinsel sapıklılara düşebilirler

VII. Şiddete meyilli olurlar

VIII. Sağlıklı bir tanrı fikri benimsemede zorlanırlar.

Aile içindeki bu şiddetten, en az anneleri kadar kötü etkilenenler çocuklardır. Kavga eden eşlerin, aşağılanan ve dayak yiyen annenin yanında yetişen çocukların hayatı kararır.

Kocası tarafından ihmal edilmiş, aşağılanmış ve şiddete maruz kalmış annenin hırpalayarak yetiştirdiği çocukların kendileri de şiddete meyilli hale gelir. Bu, onların ileriki hayatlarında, eş ve çocuklarına karşı hırçın davranışlarının zeminini oluşturan önemli bir sebeptir.

Şiddete maruz kalan kadının, o andan sonraki yaşamı etkilenir, ama şiddet ortamında büyüyen çocuklar, tüm hayatları boyunca bunun sıkıntısını çekerler.

Çocukların geleceği ve dolayısıyla böyle çocukların çokluğu oranında toplumun geleceği kararır. Bu, ciddi ciddi üzerinde durulması ve tedbirler alınması gereken bir husustur. Çünkü, maalesef, "çocuklar ve kadınla ilgili araştırmalar, aile ortamında akıl almaz ölçüde şiddet bulunduğunu gösteriyor." (95)

Sevgisiz Büyüyen Zor Sever

"Çocukluğunda sevgiye doymamış insanın dengeli bir kişilik geliştirmesi de başkalarını sevmesi de olanaksızdır. Kişi yeterince almadığını başkaları ile paylaşamaz.

Çocuklukta sevginin anne baba gibi bir iki kaynaktan alınması önemlidir. Ayrıca sevgi ilişkisi sürekli olmalıdır. Çok değişik kişilerden gelen sevgi doyurucu olmaz. Sevgi gereksinimi çok değişik kişilerden ve düzensiz olarak karşılayan bir çocuk, güven duygusu geliştiremez. Akrabalar arasında elden ele gezen çocuklar, sevilseler de doyumsuz kalırlar. Sevgi konusunda bir başka gerçek daha vardır ki, o da sevilme gereksiniminin ömür boyu sürüdüğüdür. Sevgi açlık ve susuzluk gibi sürekli doyurulmak istenen bir duygudur. Hayatta sevgi yerine geçecek onun boşluğunu dolduracak başka bir şey gösterilemez. Ana kucağındaki yavru da seksen yaşına belmiş biri de onsuz edemez.

İlk yaştan başlayarak anadan alınan sevgi gelişerek ve çevreye yayılarak zenginleşir. Azalmadan, biçim değiştirerek sürüp gider." (96)

Sevgisiz büyüyen çocuklar çevresi ile sağlıklı, güvenli ve dengeli ilişkiler geliştirmekte zorlanır. Bunlar, büyüdükçe anne babadan uzaklaşmakla kalmaz, toplumla kaynaşmakta da zorlanır.

Bu annenin ıstırapla bağrının yandığı gecede, inançlı ve idealist olmakla övünen pek çok insan rahat döşeklerinde tatlı hülyalara dalmak üzeredir.

Halbuki bir zamanlar, gerçek idealistler denizaşırı ülkelerin çocuklarını bile kurtarmayı kendilerine misyon bilmişlerdi. J.B. de Halde, 1735’te Paris’te yayınlanan eserinin bir bölümünde Çin gibi uzak doğu ülkelerinde Müslümanların inançlarını yaymak için çocuklarını besleyemeyen fakir Mecusilerin çocuklarını ailelerine paralar da vererek aldıklarını ve onları İslam inancı üzere yetiştirdiklerini anlatır. Bu durum daha sonraki zamanlarda da devam etmişti.

“Şan-Tung havalisinde büyük kayıplara sebep olan bir kıtlıkta on binin üzerinde çocuk satın almışlar, onları yetiştirmiş, daha sonra da evlendirerek şehirlerde evler inşa etmiş, köyler kurmuşlardı.

1790 senesinde Kwan-Toung havalisi kıtlık yüzünden kırıldığı zaman Müslümanlar, çocuklarına bakamayacak kadar aciz ve fakir duruma düşen ailelerden binlerce çocuk satın almış ve İslam dini üzere yetiştirmişler. 1900 senesinde Çinliler tarafından Hıristiyanların katli ile sonuçlanan ayaklanmalar sırasında yetim kalan çocuklar yine satın alınarak yetiştirilmişlerdi.”(97)

Şimdinin idealistleri ise Müslüman Türk çocuklarının Hıristiyan misyonerler tarafından Hıristiyanlaştırılmakta olduklarından şikayetçi olmakla yetinirler.

Şiddet, Çocuğu; Pasif, Kişiliksiz ve İkiyüzlü Yapar

Şiddet altında ürkütücü bir otorite figürü ile karşı karşıya kalmış çocuk, ileride birbirinden farklı birçok normal dışı davranışlar sergilemeye namzettir.

Zihinleri, otoriteye karşı ürkütücü imajlarla dolu olarak yetişen kişilerin bir kısmı bütün gücü temsil eden otoriteler karşısında çekingen, pasif ve ürkek bir tavır sergilerler. Şiddete maruz kalan insanlarda daha yaygın olarak gözlenen etki budur.

Yöneticiler karşısında genel bir tavır halinde gözlenen ürkekliğin ve "sorgulamadan itaat etme" kültürünün temelini teşkil eden sebeplerden biri ve belki başta geleni bu olsa gerektir.

Korku üzerine kurulu otorite figürü ile beyinleri köleleşmiş kişiler, zorba bir otorite ile karşı karşıya kaldıklarında iğrenç bir yaltaklanma da sergileyebilirler. Bunlar, yönetimin hışmından ve şerrinden korunmak ve menfaatlerini sürdürmek için ikiyüzlülüğü kendilerine uygun bir yöntem olarak benimsemişlerdir.

Şiddet; Psikopat ve Terörist Gençler Üretir

Şiddet ortamında büyüyenlerden bazılarının, pasif ve yaltakçı bir kişilik geliştirmesine karşılık, yetenekleri uygun olanlar ise, bu şuuraltı birikim ile bütün otoritelere karşı negatif ve saldırgan bir tutum içine girebilirler.

Böyle bir genç, anne babasından öğretmenine, amirinden Tanrısına kadar otoriteyi temsil ve ifade eden her makama karşı dik kafalı, isyankar bir tavır içindedir. Bunlardan bir kısmı okul çetelerine, bazıları da toplumun geleneksel kültür örgüsü ve otoritelere karşı antisosyal gruplara katılarak, böylece isyankar duygularını tatmin etme yolunu bulurlar. Bu tavrın en üst ifadesi de terörist örgütlere katılarak, topluma ve yasal düzene karşı savaşmaktır.

Bunlar, babalarına karşı olan hınçlarını toplumdan çıkarırlar.

Hanımına ve çocuklarına şiddet gösteren baba ve çocuklarını korku ile terbiye etmeye çalışan anne; pısırık, pasif, kişiliksiz bir fert ya da bir psikopat terörist yetiştirmekte olduklarının farkında değillerdir. Onlar, bunun acısını yıllar sonra çekerler, ama acılarının sebebinin kendileri olduğunun farkında değillerdir.

Şiddet, Otoriteden; Baba’dan ve Tanrı’dan Soğutur

Şiddete maruz kalan ve korku ile büyütülen çocuklar üzerinde, onların kişiliklerini derinden etkileyen izler oluşur. İleriki hayatları bu menfi ortamın yıkıcı tesirinden kolay kolay kurtulamaz.

Çocuğun psikolojik gelişiminde en önemli hususlardan biri ve belki başta geleni "beminseme" olgudur. Özellikle de otorite benimsemesi! Bu, onun tüm sosyal ilişkilerini ve başarılarını etkileyecek derecede önem arz eder.

Otorite benimsemesi babadan yaratıcıya uzanan bir seyir takip eder. Somut olarak baba, soyut olarak da Tanrı otoritesi ile ilgili ilk telkin ve intibalar çocukluk çağlarında kişiliğe sinerek, hayat boyu sürer.

Tanrı fikrinin yerleşmesi konusunda en etkin kişi annedir.

Anne, sevgi üzerine değil de korku ve tehdide dayalı bir otorite telkininde bulunursa, çocuğa büyük kötülük yapmış olur. Özellikle çocuğa, kendisini saydıramayan anne, onu korkutmak için böyle bir yola başvurur. Çocuk en müsait çağında, sevgi ve güvene dayalı olumlu bir tanrı fikri ile tanışması gerekirken, tam tersi bir şekilde; yıkan, yakan, azap eden, ürkütücü, soğuk, olumsuz bir tanrı telkini ile karşı karşıya kalınca her şey ters gelişmeye başlar.

Esas amacı çocuğu üzerinde otorite kurmak olan anne, amacına ulaşmak için, "öcü çağırma" yada babasına söylemeyle başlattığı tehdidini, Tanrı ile korkutmaya kadar vardırır.

"Onu yapma!", "şunu elleme!", "öyle deme!", "Kur'an seni çarpar!", "Cehennemde yanarsın!", "Allah gözünü kör etsin!", "Allah seni kahretsin!" gibi tehdit ve telkinler, Yaratıcı Kudret ile ilgili ilk imajı oluşturur. Baba da; ceza veren, şiddet uygulayan, döven biri ise, annenin telkinleri ile çocuğun gözünde baba, Tanrı ve öcü eş anlamlı hale gelir.

Bu öyle bir şartlanma oluşur ki; şiddet, ceza ve Cehennemle birlikte birçok ürküntü verici duyguları çağrıştıran “baba”, “din” ve “Allah” kelimesi her anıldığında stres yükler. İnsanların ekserisinin, Kur'an'dan, dinden ve Allah'tan bahsedildiğinde huzursuz olmalarının ardında, aile içi şiddet ve korkuya dayalı bu tarz bir Tanrı fikrinin telkin edilmiş olması yatar.

Halbuki, gerçekte Tanrı, öylesine "çok seven ve sevilen"dir ki, 99 ismi arasında Kur'an'ın ifadesi ile "Vedud=en çok seven ve sevilen" olarak isimlendirilir. Körpecik dimağı ile çocuğun da, öncelikle Yaratıcı'yı bu vasfı ile bilmeye ihtiyacı vardır. Onun sağlıklı gelişimini ve özgüvenini sevgi üzerine kurulu bir otorite benimsemesi sağlayacaktır. Baba otoritesi de sevgi duygusu üzerine kurulmalı, İlah inancı da..!

Çocuk için en büyük soyut otoriteyi "Tanrı" ve en yakın somut gücü "baba" temsil eder. Büyümek ve olgunlaşmak için, dengeli ve sağlıklı bir ruh hali geliştirmek için anneden alınması gereken sevgi yanında, babadan gelecek sevgiye dayalı güven duygusuna ihtiyaç vardır. Böyleyken, babadan sevgi yerine şiddet ve korku gelirse, çocukta, baba ve onun şahsında tüm otoritelere karşı ve en üstte Tanrıya yönelen negatif duygular oluşur.

İyi analiz edilirse görülür ki, çoğu zaman, dinden ve Allah sevgisinden uzak kalmanın temelinde baba otoritesine karşı duyulan nefret yatar. Çünkü, babasına nefret duyarak büyüyen kişide, babasının şahsında tüm otoritelere karşı ve en büyük otorite olan Tanrıya ve Tanrıdan gelene karşı da nefret ve ürküntü duygusu geliştirir.

Denebilir ki; ‘babasını inkar eden, Tanrısını; Tanrısını inkar eden, babasını inkar etmektedir.’

Şiddet ya Ateist ya da Müşrik Yapar

Şiddet ve korkutucu Tanrı fikrinin meydana getireceği anksiyete karşısında gelişen bir tavır da inkar (negasyon) mekanizmasını kullanmaktır. Tanrıyı, inkar ederek, yok farz ederek cezalandırılma korkusunun meydana getirdiği sıkıntı ve nahoş duyguların etkisinden kurtulmak, ateist olmak!

Kişinin kafasında asla inkar edemeyeceği ve savaşamayacağı ölçüde büyük ama olumsuz bir tanrı fikri oluşmuşsa, o zaman bu çok güçlü ve reddi mümkün olmayan Tanrıya karşı kendisine yardım edecek, onu bu Tanrının elinden kurtaracak, bir “yardımcı, aracı ilah”a ihtiyaç duyar.

Bu, kişiye sevgi gösterebilecek herhangi bir şahıs, bir lider, sevgili hatta bir genel kadın olabileceği gibi; cinselliğin, sıra dışı gençlik gruplarının, uyuşturucu kullanımının ya da "uç" inançların öne çıkarıldığı bir cemaat, tarikat, örgüt ve toplum dışı sapık bir grup da olabilir. Kişiliği tamamen pasifize eden bu sığınma olgusu, şahsın sığındığı yeri ya da objeyi hayatı pahasına müdafaa ettirir. Onsuz yaşamın asla düşünülemeyeceği bir haleti ruhiye oluşturur. Bu ise nihai tahlilde sığınılanı, bir “kurtarıcı ilah” edinmekten başka bir şey değildir.

Cezalandırmak için fırsat kollayan, hınç dolu bir Tanrının gazabından kurtaracak, aralarını düzeltecek, barıştıracak bir vasıta, aracı, yardımcı bulduğuna inanan kimseyi, bu yardımcı tanrılardan soğutmak, koparmak kolay olmaz. Çünkü onlardan uzaklaşmak, onlarsız kalmak "korkunç Tanrı"nın gazabı ile doğrudan karşılaşmak demek olur ki, bunu hayal etmek bile kolay değildir.”(98)

Şiddet, Felaketlere İmza Atmaktır

Aile içi şiddetin çocuklar üzerinde meydana getireceği etkiyi ve bu etkinin oluşturacağı sonuçları ifade edecek tek kelime “felaket”tir. Bir baba, çocuklarına karşı elini kaldırdığında, çocuklarının gözü önünde annelerini dövdüğünde, bilmesi gerekir ki, anneye ve çocuklara uzanan o el; hem evlatları, hem kendisi, hem de toplum için büyük felaketlere imza atıyor.

Gelecekte; uyuşturucu kullanan tinerci bir çocuk, yediği dayakların ve aşağılanmanın acısını toplumdan çıkarmaya çalışan bir psikopat, riskler ve tehlikeler karşısında kararsız, ürkek ve kişiliksiz bir adam, sevilmeyen ve sevmeyi de bir türlü başaramayan, karamsar, mutsuz ve intiharın eşiğinde bir genç kadın! Ve kim bilir daha neler!

Canlı bombalar, Mavi Çarşı yangınları, İkiz kulelerin bilmem kaçıncı katında Sabancı cinayeti..!

Yemek yediği ve yatak serip yattığı betonun altında cesetler gömülen hücre evleri! Ramazan sofrasında iftara beş kala tüfekle işlenen anne, baba ve abla cinayetleri..!

Soygunlar, ırza geçmeler, terör örgütleri, alkol, uyuşturucu ve daha nice zincirleme felaketler...!

Hepsi ve dahası..!

Ve belki sonunda gözünü kırpmadan babasının boğazını kesen evlat!

Evde hanımına ve çocuklarına karşı şiddet uygulayan baba, bütün bu felaketlerin altına imza atmış olduğunu bilmez bile..!

________________________

(94) J.B.Villalta, Atatürk, çev.Em.Kur.Albay Fati Özsu, Kültür Bakanlığı yay. Ank. 1982, s.13

(95) Yves Michaud, age, s.87

(96) Prof.Dr.Atalay Yörükoğlu, age, s.183

(97)T.W.Arnold, İntişar-ı İslam Tarihi, Akçağ yayınları, Ank. 1982, s.308

(98) Dr.H.Kalyoncu, M.Güngör ve ark. Sevgisiz Olmaz, s.72

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Bölge

Bölgesel Belediye Başkanları Çalıştayı Yapıldı

Bölgesel Belediye Başkanları Çalıştayı Yapıldı...

Türkiye’de Çevre Yönetimi İçin Kurumsal Kapasitenin Geliştir...

YEDAM Küçükçekmece'de Açılıyor

YEDAM Küçükçekmece'de Açılıyor

Bağımlılara, bağımlılık riski taşıyanlara ve yakınlarına yön...

Türkiye

Demokrasi Şehidi Öztürk tekbirlerle toprağa verildi

Demokrasi Şehidi Öztürk tekbirlerle toprağa verild...

Darbe teşebbüsü sırasında Ankara Gölbaşı’ndaki Özel Harekat ...

Türkiye'de Darbe Girişimine Halk Darbesi

Türkiye'de Darbe Girişimine Halk Darbesi

Saat 22.00 sıralarında İstanbul’da Boğaziçi ve Fatih Sultan ...

Dünya

Bir Pakistanlının Darbe İle İmtihanı

Bir Pakistanlının Darbe İle İmtihanı

Ülkemizde eğitim öğretimini tamamlamış biri olan Saif ul İ...

40 binden fazla çocuğun Esed Ordusu tarafından öldürüldü

40 binden fazla çocuğun Esed Ordusu tarafından öld...

Aktivist Tülay Gökçin, Suriye ordusunun çocukları acımasızca...

Yazarlar ve Makaleler



Bağcılar Meydan TV

Bağcılar Reklam Kampanya